Dil ve Bilim İlişkisi

Eskiden bir kimsenin tahsil yapabilmesi için önce Arapça ve Farsçayı öğrenmesi gerekiyordu. Bu dillerin öğrenimi ise ortalama on yıllık bir zaman kaybına sebep oluyordu. Tarihimize gerçekçi olarak baktığımızda Thomas Edison, Isaac Newton, Blaise Pascal, Albert Einstein gibi dünyaca ünlü bilim adamlarının Türkler arasından yetişmediğini görüyoruz. Arapça ve Farsçayı öğrenmek için on
yıl çaba harcayacağımıza kendi ana dilimiz ile okuyup yazıp düşünseydik bilimsel alanlarda çok daha büyük başarılara ulaşabilirdik. Günümüzde de çocuklarımız ve gençlerimiz İngilizce, Almanca ve Fransızca gibi dillerde eğitim görmeye zorlanıyor. Oysa bir insanın duygu ve düşüncelerini başkalarına en güzel biçimde aktardığı dil ana dilidir. Ana dilini bilmeyen bir kimse yabancı dilleri de öğrenemez. Ayrıca, ana dilini yeterince bilmeyen bir kimsede kültürel kimlik sorunları başlar. Çünkü dil kültürün aynasıdır. Dil. kültür, ulus ilişkisi o kadar güçlü bir bağdır ki, Napoleon Bonaparte bu konuda: "Fransa'nın sınırları, Fransızcanın konuşulduğu yerlerdir." diyebilecek kadar ileri gitmiştir.
Çağlar boyunca bilimde ve teknikte ileri olan toplumlar, gelişmiş, güçlenmiş,
başka ulusların egemenlikleri altına girmemişlerdir. Günümüzde bilim ve teknikteki gelişmeler olağanüstü hızlanmış ve yaşadığımız dönem bilgi ve bilim çağı olarak adlandırılmaya başlanmıştır. Bir atom bombasının gücü, milyonlarca insanın gücünden daha çok tahribat yapabilmekte, bir tek bombayla savaşlar kaybedilmekte ya da kazanabilmektedir. Böyle bir dönemde Türkçenin de çağdaş
bilimsel gelişmelerin dışında kalması doğru değildir. Bu nedenle son zamanlarda dilimize özellikle Batı dillerinden giren yabancı sözcüklere hızla karşılık bulunmalı, ana dilimizin güzelliği ve zenginliği korunmalıdır. Bunun için de yabancı dil öğretimini sağlıklı hale getirmeli, okullarda çağdaş yöntemlerle yabancı dil öğretilmeli, ancak eğitim ve öğretim dilimiz kesinlikle Türkçe olmalıdır. Dünyada siyasî bakımdan sömürge olmadığı halde, yabancı dille eğitim yapan tek ülke Türkiye'dir. Bu da bize siyasî yönden bağımsız olmamıza rağmen, henüz kültürel bağımsızlığa tam olarak kavuşamadığımızı göstermektedir. Dil kültürün aynası olduğuna göre, kültürel bağımsızlık için dilde bağımsızlık gereklidir. Atatürk bu konuda: "Ülkesini, yüksek istiklâlini kurumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır." demektedir. 

Post a Comment

Daha yeni Daha eski