TÜRKÇE DÜNYANIN EN GÜZEL DİLİ MİDİR?

Güzellik, insanlara göre değişen göreceli bir kavramdır. Bu nedenle bir dilin güzel olup olmadığı daima tartışmaya açık bir konudur. Ancak, bilimsel ölçütlerle yola çıkıldığında konular daha nesnel bir görünüm kazanır. Türkçe, yüzyıllarca horlanıp bir tarafa itildiği için dilimizin güzel yönlerini kısaca açıklamakta yarar görülmektedir. Türkçenin güzelliği konusuna da bilimsel açıdan bakmak gerekir.
Bir dilin güzel olup olmadığı iki açıdan değerlendirilir:
• Dilin seslerindeki doğal ahenk ve musiki
• Dilin yapısı ve işleyiş düzeni
Bir dilde ünlüler ne kadar çoksa, o dil o kadar ahenkli olur. Çünkü ünlüler, akciğerden çıkan havanın ses yolunda hiçbir engele çarpmadan ağız boşluğuna kadar gelmesi ve burada biçimlenmesiyle oluşur. Bu nedenle ünlüler, ünsüzlere göre dolgun, gür ve ahenkli seslerdir. Oysa ünsüzlerde durum böyle değildir. Akciğerden çıkan hava gırtlakta bazı engellere rastlar. Bazı ünsüzler buradan sızarak, bazı ünsüzler de engellere çarparak ağız boşluğuna ulaşır. Bu sesler ünlülere göre daha cılız ve güçsüz seslerdir. Ünlüler, ünsüzlere göre daha güçlü sesler  olduğundan ünsüzleri etkileyerek onları kendi biçimlerine uydurur. Böylece 8 ünlü, 21 ünsüzü etkileyerek 168 temel ses oluşturur. Türkçede ğ ünsüzü ile sözcük başlamadığından bu temel seslerin sayısını 160 olarak düşünmek daha doğru olur.
Bu konu sesbilim bölümünde geniş olarak işlendiği için burada ünlülerin ünsüzleri
nasıl etkilediğine dair yalnızca bir örnek vermekle yetinelim.
 



Örnek çizelgede görüldüğü gibi b ünsüzü ünlülerin etkisiyle sekiz ayrı biçimde söylenmektedir. Bu da bize Türkçenin ses ve ahenk yönünden ne kadar zengin bir dil olduğunu gösteren güzel bir örnektir.
Bu duruma göre bir dilin ahenkli olup olmadığı konusundaki en önemli ölçü, o dilde bulunan ünlü ve ünsüzlerin sayısıdır. Ünlülerin daha çok olduğu diller, diğer dillere göre daha ahenklidir. Ünlülerin yanı sıra /, m, n, y ünsüzleri de oldukça ahenkli ve güçlü seslerdir. Özellikle y ünsüzü yarı ünlü sayılır. Ünlü şair ve yazarlar arasında yapılan anketler de bu sonucu doğrulamıştır. Bazı şair ve yazarlara
çeşitli sözcükler gösterilerek hangilerinin daha güzel olduğu sorulmuş, anket sonucunda ünlülerin bol olduğu sözcüklerin daha çok beğeni kazandığı görülmüştür.
Bu konuda bir fikir edinebilmemiz için bazı dillerdeki ünlü sayılarına bir göz atalım: 



Bazı dillerin, yukarıda verilen örnekler dışında, kendilerine ait kuralları vardır.
Örneğin:
Arapçada üç temel sesi oluşturan harekeler vardır. Bu harekeler e (a), i, u' dur. Türkçede bulunan /, o, ö, ü gibi ünlüler Arapçada olmadığı için uzun zaman Arap alfabesini kullanan Türkler ünlülerin yazımı konusunda sorunlarla karşılaşmışlardır. Japoncada ise toplam 45 ses vardır. Bunlardan 5 tanesi ünlü (a. e, i, o, u) ve 1 tanesi de ünsüzdür (n). kalan 39 ses hece biçimindedir. Ayrıca bu 39 heceden
25 başka hece türemektedir. Örneklerde görüldüğü gibi Türkçe, ünlüler yönünden zengin bir dildir. Bu
nedenle de Türkçe yeryüzünde bulunan diller içinde en ahenkli ve en güzel üç dört dil arasında yer almaktadır. 

Türkçenin en önemli özelliklerinden biri de bu dili konuşan kimselerin çene ve ağız yapısının diğer uluslara göre farklı oluşudur. Diş protezi üzerine çalışan doktorların yaptıkları tespitlere göre değişik dilleri konuşan ulusların çene ve ağız yapılarında da değişiklikler görülmektedir. Örneğin, ingilizlerle İtalyanların, italyanlarla Arapların çene ve ağız yapılarında konuştukları dillere göre bazı farklılıklar vardır. Bunun sebebi de ünlü ve ünsüzlerin çıkışı sırasında ağız ve çenenin farklı durumlar almasıdır. Arapçada ünlüler az olduğu için Araplar özellikle /, ö. ü seslerini söylemekte güçlük çekmektedirler. Oysa Türkçe bol sesli bir dil olduğundan Türklerin çene ve ağız yapısı tüm sesleri rahatlıkla çıkarabilecek biçimde gelişmiştir. Bu nedenle de Türkler, dünyadaki bütün dilleri en iyi şekilde konuşabilen ve en doğru şekilde telâffuz edebilen bir millettir.
Türkçe yapı ve işleniş düzeni bakımından da eşsiz bir güzelliğe sahiptir.
Türkçede kökler değişmez, yalnızca köklere gelen ekler değişir. Bu nedenle yüzlerce yıl öncesine ait bazı Türkçe metinler bugün de rahatlıkla anlaşılabılmektedir. Türk Lehçelerini biraz bilen bir kimse bile, günümüzden bin iki yüz yıl önce yazılmış Orhun anıtlarındaki metni anlayabilir. Oysa ingilizler dört yüz yıl önce yaşayan Shakespeare in tiyatrolarını, Almanlar iki yüz yıl önce yaşayan
Geothe'nin eserlerini bugünkü dile çevrilmeden anlayamamaktadırlar. Buna
karşın Yunus Emre'nin günümüzden yedi yüz yıl önce yazılmış şiirlerini biz
bugün rahatlıkla anlayabiliyoruz. Nitekim Yunus Emre'nin söylediği şu dörtlüğün
günümüz Türkçesinden ne farkı vardır? 


Mal sahibi, mülk sahibi
Hani bunun ilk sahibi
Mal da yalan, mülk de yalan
Var biraz da sen oyalan
 
Karacaoğlan, Köroğlu. Pir Sultan Abdal gibi ünlü halk ozanlarımızın şiirleri
için de aynı durum geçerlidir. Büyük ingiliz dil bilgini Max Müller (1813-1900)
Türkçenin eşsiz güzelliği karşısındaki duygularını şöyle belirtmektedir:
"Türkçe bir dilbilgisi kitabını okumak, bu dili öğrenmek niyetinde olmayanlar için
bile bir zevktir. Türlü dilbilgisi kurallarının belirtilmesindeki ustalık, isim ve fiil çekimi
sistemindeki düzenlilik, dilin tüm yapısındaki saydamlık, kolayca anlaşılabilmc yeteneği,
insan zekâsının dil aracıyla beliren üstün gücünü kavrayabilenlerde hayranlık uyandınr... Alet olarak. Türk dilindeki duygu ve düşüncenin en ince ayırtlannı belirtebilme, ses
ve şekil öğelerini baştan sona dek Hüzenli ve uygulu olan bir sisteme göre birbirleriyle
bağdaştınp dizileme gücü. insan zekâsının dilde gerçekleşen bir başansı olarak belirir.
Birçok dillerde bu gibi olaylar gözden perdelenmiştir. Onlar çözülmez kayalar gibi karşımızda durur. Ancak dilcinin mikroskobuyla, dil yapısındaki organik öğeler ortaya çıkarılır. Türk dilinde ise. her şey saydamdır, apaçıktır. Dilin iç ve dış yapısı, billur bir an
kovanı yapısını seyrediyormuşuz gibi ortadadır. Türk dili. seçkin bir bilginler kurulunun
uzun bir çalışma ve oylasmasıyla yapılmış sayılabilecek düzgünlüktedir. Ne var ki. hiçbir
kurul. Tataristan bozkırlannda kendi kendilerine yaşayan bu insanların, doğuştan edinilen
ve yeryüzündeki benzerlerinden hiç aşağı olmayan dil duygusu kurallan ya da iç güdü ile
ortaya koydukları bu dil gibi güzel bir dil yaratamazdı."
Türkçe üzerine pek çok çalışmaları bulunan ve Türkçenin en güzel dilbilgisi
kitaplarından birini yazan ünlü Fransız dilcisi Jean Deny (1879-1963) de Türkçe
hakkında Max Müller'inkine benzeyen şu sözleri söylemiştir.
"Türkistan bozkırlan ortasında kendi başına kalmış insan zekâsının, sadece kendi
yaradılışından gelen iç güdülerle yarattığı bu dili. hiçbir bilginler kurulunun yaratması
düşünülemez."
Burada kendimize sormamız gereken çok önemli bir soru vardır. Türkçenin bu
eşsiz güzelliğin| biz daha önce niçin fark etmedik? Kasgârlı Mahmut'u, Ali Şir
Nevaî'yi niçin dinlemedik? Türkçemizin güzelliğini, kültürümüzün zenginliğini
haykıran bu seslere neden kulak vermedik? Yüzyıllar boyu başka dillerin, başka
kültürlerin peşinden sürüklenip gittik. Bugüne dek olan olmuştur. Bundan sonra
yapılacak tek şey, kendi dilimize ve kültürümüze sahip çıkarak tarih önünde bir
kez daha suçlu duruma düşmemektir.
TÜRKÇENİN BUGÜNKÜ DURUMU
Türkçenin bugünkü durumu geçmiş dönemlere göre çok daha iyidir. Ancak,
ingilizce, Almanca, Fransızca gibi dillerle kıyasladığımızda bazı önemli eksikliklerinin olduğu görülür. Bu eksiklikler genellikle toplumumuzda ana dil bilincinin henüz tam olarak gelişmemiş olmasından ve Türkçeye gereken önemin verilmemesinden kaynaklanmaktadır. 

Post a Comment

Daha yeni Daha eski